Geçmişin Nasıl Yazıldığını Araştıran Tarihçi: Ernst Breisach

Ernst Breisach’ın Tarihyazımı kitabını simgeleyen tarih ve el yazmaları görseli

TARİH • KİTAP • PORTRE

Tarihyazımı üzerine bir portre, değerlendirme ve  okuma rehberi

Tarih yalnızca geçmişte ne olduğunu anlatmaz

Tarih öğrenciliğinin ilk yıllarında insan daha çok geçmişte ne olduğunu öğrenmeye çalışır. Savaşlar, devletler, düşünce akımları, büyük dönüşümler ve tarihsel kişiler bu öğrenme sürecinin merkezindedir. Fakat bir süre sonra daha temel sorular belirir: Geçmişi bize kim anlatıyor? Tarihçi hangi olayları seçiyor, hangilerini dışarıda bırakıyor? Olaylar arasında nasıl bir bağ kuruyor? İçinde yaşadığı çağ, onun geçmişe bakışını ne ölçüde etkiliyor?

Ernst Breisach’ın Tarihyazımı adlı eseri bu soruların izini süren kapsamlı bir çalışmadır. Kitap, geçmişte yaşananları yeniden anlatmaktan çok, geçmişin farklı çağlarda nasıl “tarih” hâline getirildiğini inceler. Antik Yunan’dan yirminci yüzyılın büyük tartışmalarına uzanırken tarihçilerin insanı, toplumu, dini, siyasal iktidarı, bilimi ve tarihsel hakikati nasıl düşündüğünü göstermeye çalışır.

Breisach’ın asıl konusu, insanların geçmişi neden her dönemde farklı biçimlerde yazdığıdır. Eser, tarih anlatılarının dışarıdan görünmeyen yapısını açığa çıkaran bir “tarih anatomisi” gibi okunabilir. Fakat kitabın kendisi kadar yazarı da Türkçe okur için büyük ölçüde bilinmezdir. Önce kitabın arkasındaki hayatı tanımak, sonra bu kitabıokumak daha faydalıdır.

Ernst Breisach kimdir?

Avusturya’da başlayan bir hayat

Ernst A. Breisach, 8 Ekim 1923’te Avusturya’nın Steiermark bölgesindeki Schwanberg kasabasında, Otto ve Maria Breisach’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Çocukluk ve ilk gençlik yılları büyük ölçüde Judenburg’da geçti. Doğduğu Avusturya, Birinci Dünya Savaşı sonrasında imparatorluğunu kaybetmiş; ekonomik krizlerin, toplumsal kutuplaşmanın ve hızla değişen siyasal iktidarların içine sürüklenmişti.

Ailesinin daha sonra aktardığına göre Breisach, siyasal nedenlerle tutuklanan kişilerin kısa süre sonra yerel yönetimin başına geçebildiği bir ortamda iktidarın ne kadar değişken olduğunu genç yaşta gördü. Bu gözlemlerin gelecekteki çalışmalarını doğrudan belirlediğini söylemek mümkün değildir. Yine de geçmişin yalnızca olaylardan değil, değişen yorumlardan da oluştuğunu araştıracak bir tarihçi için bu erken deneyimler önemlidir.

Breisach ailesi 1939’da Viyana’ya taşındı. Bu, Nazi Almanyası’nın Avusturya’yı ilhak ettiği Anschluss’tan yalnızca bir yıl sonraydı. Breisach gençliğinin önemli bir bölümünü Nasyonal Sosyalizmin devlet kurumlarına, eğitime ve gündelik hayata yerleştiği bir ortamda geçirdi.

Savaşın ortasında

Hazırlık eğitimini tamamlayan Breisach, dönemin gençleri için zorunlu Reich İş Hizmeti’nin ardından üniversiteye başladı. Ancak öğrenimini yalnızca on ay sürdürebildi; Alman ordusuna çağrıldı ve Doğu Cephesi’ne gönderildi.

Sovyet ordusuna karşı yürütülen savaş sırasında ağır yaralandı. Ailesinin anlatısına göre karlı bir arazide bir keskin nişancı tarafından vuruldu ve kurtarılmayı uzun süre bekledi. Ardından yaklaşık iki yılını askerî hastanelerde geçirdi; yarası ve tekrarlayan enfeksiyonlar yüzünden çeşitli ameliyatlar oldu. 1944’te askerlik hizmetinden çıkarıldı.

Savaşın bitişi de hemen huzurlu bir hayata dönüş anlamına gelmedi. Viyana’daki hava saldırılarına, şehrin ele geçirilmesine ve savaş sonrası kıtlığa tanıklık etti. Büyük krizlerin dayanışmayı ve fedakârlığı ortaya çıkardığı kadar ihbarı, intikamı ve kişisel çıkarı da görünür kıldığını gördü.

Breisach daha sonra bir savaş hatıratı yazmadı ve kendi hayatını eserlerinin merkezine yerleştirmedi. Yine de siyasal kararların, ideolojilerin ve savaşların tek tek insanların hayatını nasıl değiştirdiğini bizzat yaşamış olması, insan eylemleriyle büyük tarihsel süreçler arasındaki ilişkiye duyduğu ilgiyi anlamamıza yardım eder.

Herma: eşi ve yol arkadaşı

Breisach, 1945’te yaklaşık beş yıldır tanıdığı Herma Pirker ile evlendi. Tarihyazımı kitabını ona ithaf etmesi, bu uzun ortaklığın küçük ama anlamlı bir işaretidir. Herma da tarih eğitimi almıştı; Amerika’ya göç ettikten sonra kütüphanecilik okudu ve Western Michigan University’nin Waldo Kütüphanesi’nde süreli yayınlar bölümünü yirmi üç yıl yönetti.Savaş yıllarından Amerika’daki akademik hayata uzanan altmış altı yıllık evlilik, aynı zamanda düşünsel bir yol arkadaşlığıydı.

İki doktora ve öğretmenlik yılları

Savaşın ardından Breisach yarım kalan eğitimine döndü ve 1946’da Viyana Üniversitesi’nde tarih doktorasını tamamladı. Doktora çalışmasında 1525 Alman Köylü Savaşı’nın iki yüzyıl boyunca nasıl tasvir edilip değerlendirildiğini inceledi. Daha ilk akademik adımında yalnızca bir olayın kendisine değil, sonraki kuşakların o olayı nasıl anlattığına yönelmişti.

1950’de Viyana Ekonomi ve İşletme Üniversitesi’nde ekonomi alanında ikinci doktorasını aldı. Tarih ve ekonomi alanlarındaki bu çift yönlü eğitim, modernleşme, toplumsal dönüşüm ve siyasal düşünceyi birlikte ele almasına katkı sağladı. 1946–1952 arasında Viyana’da bir ortaöğretim okulunda tarih ve coğrafya öğretmenliği yaptı. Akademik hayata yalnızca araştırmacı olarak değil, sınıfta tarih anlatan bir öğretmen olarak başlaması onun daha sonra güçlü bir hoca olarak hatırlanmasını da açıklayabilir.

Amerika’ya geçiş ve kurum kuran hoca

Breisach, 1951–1952 akademik yılında Fulbright bursuyla Amerikan yükseköğretim sistemini incelemek üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Olivet College’dan aldığı teklif üzerine Ernst ve Herma Breisach 1 Ocak 1953’te Amerika’ya yerleşti. Breisach 1957’de Western Michigan College of Education’ın tarih bölümüne geçti; kurum aynı yıl Western Michigan University adını aldı.

1963’te profesör, 1967’de tarih bölümü başkanı oldu. Bu görevi 1989’a kadar yirmi iki yıl sürdürdü; üniversitede toplam otuz dokuz yıl ders verdi ve 1996’da emekliye ayrıldı. Başkanlığı döneminde öğretmen yetiştirme çalışmalarını destekledi, yüksek lisans programının gelişimine katkıda bulundu ve 1981’de lisans düzeyinde kamu tarihi ana dalı ile yan dalının kurulmasına öncülük etti.

Meslektaşları ve öğrencileri onu güçlü bir öğretmen, dikkatli bir yönetici ve öğrencilerine zaman ayıran bir hoca olarak hatırladı. Daha yüksek idari makamlara geçmek yerine tarih bölümünde kalmayı tercih etti. Onun için tarihçilik yalnızca kitap yazmak değil; kurum kurmak, eğitim programı geliştirmek ve yeni tarihçiler yetiştirmekti.

Rönesans’tan tarihyazımına

Breisach akademik kariyerinin ilk döneminde İtalyan Rönesansı ve erken modern Avrupa üzerine çalıştı. Renaissance Europe, 1300–1517 adlı kitabı dönemin siyasal, toplumsal ve kültürel dönüşümlerini ele aldı. Fakat onu uluslararası ölçekte tanıtan eser, ilk baskısı 1983’te yayımlanan Historiography: Ancient, Medieval, and Modern oldu.

Breisach bu kitapta tarihçileri yalnızca ne yazdıklarıyla değerlendirmez; onları yaşadıkları çağın insan, toplum, din, siyaset, bilim ve hakikat anlayışıyla birlikte ele alır. Tarihçilik, çağların dışında işleyen tarafsız bir teknik değildir. İnsanların geçmişi anlatma biçimleri, içinde yaşadıkları dünyanın ihtiyaçları ve düşünsel sınırlarıyla yakından bağlantılıdır.

Bu ilgi sonraki eserlerinde de sürdü. American Progressive History’de Amerikan ilerlemeci tarihçiliğini modernleşme düşüncesi bağlamında inceledi. On the Future of History’de ise postmodernizmin tarihsel bilgiye yönelttiği itirazlarla tarihçinin güvenilir bilgi üretme iddiası arasındaki gerilimi tartıştı.

Son yılları ve bıraktığı miras

Breisach araştırma ve öğretmenliğin yanında üniversite yönetiminde uzun süre etkin oldu; fakülte senatosunda yaklaşık otuz yıl görev yaptı. 1989–2008 arasında Orta Çağ Hristiyanlığı ve manastır kültürü üzerine yayınlar yapan Cistercian Publications’ın başkanlığını yürüttü. Fulbright ve National Endowment for the Humanities bursları aldı; 1983’te Western Michigan University’nin Distinguished Faculty Scholar Award ödülünün ilk sahiplerinden biri oldu.

Ernst Breisach 25 Kasım 2016’da Kalamazoo’da doksan üç yaşında öldü. Hayatı, iki savaş arasındaki Avusturya’dan Nasyonal Sosyalist rejimin yükselişine, Doğu Cephesi’nden savaş sonrası Avrupa’ya, göçten Amerikan üniversitelerinin büyümesine kadar yirminci yüzyılın büyük kırılmalarıyla kesişmişti.Fakat o yaşadıklarını bir kahramanlık anlatısına çevirmek yerine, insanların geçmişi nasıl anlamlandırdığını araştırdı.

Onu en kısa biçimde şöyle tanımlamak mümkündür: Breisach, tarihin kendisinden çok, geçmişin insan zihninde ve toplum içinde nasıl tarih hâline geldiğini inceledi.

Çevirmene kısa bir teşekkür

Eserin İngilizce aslını okumak, İngilizcesine güvenen okurlar için bile son derece zordur. Bunun nedeni yalnızca cümlelerin yoğunluğu değildir. Antik dünyadan Orta Çağ’a, Rönesans’tan Aydınlanma’ya ve modern sosyal bilimlere uzanan metin; tarih, felsefe, din, siyaset ve sosyal bilim terminolojisini aynı anda taşır.

Hülya Kocaoluk’un bu kitabı sabırlı ve dikkatli bir çalışmayla Türkçeye çevirmiş olması takdiri hak ediyor. Kendisini bu titiz çalışma dolayısıyla tebrik ediyoruz.

Kolay bir kitap mı?

Tarihyazımı, işten eve gelip biraz eğlenmek veya dinlenmek için okunacak popüler bir tarih kitabı değildir. Breisach’ın asıl okuru; tarih öğrencileri, lisansüstü araştırmacılar ve geçmişin nasıl yazıldığını ciddi biçimde merak edenlerdir. Eser hızlı tüketilmeyi değil, çalışılmayı bekler.

Kitabın anlaşılması için gerçek bir tarihsel altyapı gerekir. Homeros’un İlyada ve Odysseia’sının temsil ettiği destan dünyasını, Herodotos ile Thukydides’in önemini, Yunan polislerini ve Roma tarihinin ana çizgilerini bilmeyen okur ilk bölümlerde zorlanabilir. Sonraki sayfalarda Hristiyanlığın yükselişi, Orta Çağ kurumları, Rönesans, Reform, Aydınlanma, Fransız Devrimi, ulusçuluk, sanayileşme, Marksizm ve modern sosyal bilimler hakkında temel bilgiye ihtiyaç artar.

Breisach bu kişi ve dönemleri sıfırdan öğretmez; onların tarih anlayışını nasıl değiştirdiğini tartışır. Dolayısıyla ön bilgisi eksik okur isimler, kavramlar ve göndermeler arasında yönünü kaybedebilir. Bu, kitabın kusurundan çok hedeflediği okur düzeyinin sonucudur.

Kitabın değeri ve sınırı

Kitabın güçlü yanı, modern tarihçiliğin bir anda ortaya çıkmadığını göstermesidir. Mit, din, siyasal iktidar, felsefe, bilim ve toplum anlayışı tarih yazımını yüzyıllar boyunca biçimlendirmiştir. Breisach her çağın tarihçiliğini o çağın dünya görüşüyle birlikte okur; böylece “kim ne yazdı?” sorusunun ötesine geçerek “insanlar geçmişi neden bu biçimde anlattı?” diye sorar.

Bununla birlikte eserin sınırı açıkça belirtilmelidir. Breisach’ın konusu dünya üzerindeki bütün tarihyazımı gelenekleri değil, Batı kültüründe tarihyazımının gelişimidir. Çin, Hint, Mezopotamya, Mısır, İslam ve başka geleneklerin merkezde bulunmaması yazarın gizlediği bir tercih değildir. Ancak kitabın İngilizce ve özellikle Türkçe başlığı bu kültürel sınırı yeterince görünür kılmaz.

Eser en doğru biçimde Batı tarihyazımı geleneğinin geniş kapsamlı tarihi olarak okunmalıdır. Bu tespit kitabın değerini azaltmaz; yalnızca okurun beklentisini doğru yere koyar. Tarihyazımını bütünüyle Batı tarihyazımı ile birbirine eşitlememek, kitabı eleştirel fakat adil biçimde okumak için gereklidir.

Kitabın 28 bölümünde neler anlatılıyor?

Kullandığımız Türkçe baskının bölüm düzeni esas alındığında eser 28 bölümden oluşur. Aşağıdaki kısa bölüm tanıtımları, okurun kitapta nasıl bir düşünsel yolculukla karşılaşacağını göstermek amacıyla hazırlanmıştır.. Her bölüm yalnızca ana sorusu ve tarihyazımındaki yeriyle özetlenmiştir. Buradaki amacımız okurun eline bir harita vermektir. O haritayı izleyerek hazinenin peşine düşüp düşmemek ise okurun kendi tercihidir.

1. Yunan tarihyazımının doğuşu

Bu bölümde geçmişin mitler, destanlar ve sözlü hafıza yoluyla aktarılmasından araştırmaya dayalı tarih anlatısına doğru geçiş ele alınır. Homeros’un destanları tarihsel kişi, yer ve olayların izlerini taşısa da geçmişi mitler, tanrılar ve kahramanlık hikâyeleriyle harmanlayan şiirsel anlatılardır. Herodotos’la birlikte historia, yani araştırma ve soruşturma yoluyla bilgi edinme, geçmişi anlatmanın temel yöntemlerinden biri hâline gelir. Herodotos da söylencelere ve sözlü aktarımlara yer verir; fakat farklı anlatıları toplaması, karşılaştırması ve olayların nedenlerini araştırmasıyla tarih yazımında yeni bir yol açar.

2. Polis çağı ve tarihçileri

Yunan şehir devletlerinin rekabetçi siyasal hayatı tarihçiliği güç, karar ve yurttaşlık sorunlarına yöneltir. Herodotos’un geniş kültürel anlatısıyla Thukydides’in Peloponnesos Savaşı üzerine analitik yaklaşımı karşılaştırılır. Tarih, siyasal davranışı ve savaşın nedenlerini anlamanın aracına dönüşür.

3. Yunan tarihyazımının sınırlarına ulaşması

Polis dünyasının çözülmesi ve Helenistik krallıkların doğuşu tarihçinin ölçeğini değiştirir. Polybios, Roma’nın yükselişini açıklarken yerel tarihten Akdeniz dünyasını kapsayan daha bütünlüklü bir tarihe yönelir. Buna rağmen Yunan tarihçiliğinin insan, siyaset ve döngüsel değişim hakkındaki temel varsayımları sınırlarını korur.

4. Erken Roma tarihyazımı: mitler, Yunanlar ve Cumhuriyet

Roma geçmişi önce aile gelenekleri, yıllıklar ve kuruluş efsaneleriyle anlatılır. Yunan tarihçiliğinin etkisi arttıkça Romalı yazarlar bu mirası Cumhuriyet’in değerleriyle birleştirir. Tarih, Roma’nın kimliğini ve siyasal düzeninin meşruiyetini kuran bir araç olur.

5. Cumhuriyet krizinin tarihçileri

Roma Cumhuriyeti’nin iç savaşları ve iktidar mücadeleleri tarihçileri ahlaki çöküş, ihtiras ve yurttaşlık erdemi üzerine düşünmeye iter. Sallustius ve Caesar gibi yazarlar olayların hem aktörü hem anlatıcısıdır. Tarih, krizin nedenlerini açıklarken siyasal müdahalenin de parçasına dönüşür.

6. Augustus ve İmparatorluk Roma’sında geçmiş

Cumhuriyet’ten imparatorluğa geçiş, geçmişin yeni yönetim düzeniyle uzlaştırılmasını gerektirir. Livius Roma’nın uzun yükselişini ahlaki örneklerle anlatırken Tacitus imparatorluk iktidarının özgürlük üzerindeki baskısını inceler. Tarih hem yeni düzeni meşrulaştırabilir hem de onu örtük biçimde eleştirebilir.

7. Hristiyan tarihyazımı devrimi

Hristiyanlık, zamanı yaradılıştan kıyamete doğru ilerleyen doğrusal ve anlamlı bir süreç olarak yorumladı. Yahudi kutsal tarih mirası; İsa’nın gelişi, kurtuluş ve ilahî plan düşüncesiyle bütün insanlığı kapsayan evrensel bir tarih anlayışına dönüştü. Eusebios ve Augustinus gibi yazarlarla tarih, Tanrı’nın insanlıkla ilişkisini açıklayan büyük bir anlatı hâline geldi. Ancak bu yaklaşım, olayların siyasal ve toplumsal nedenlerinin yanında ilahî planın işaretleri olarak yorumlanmasına yol açtı; önceden kabul edilmiş dinî bir çerçevenin tarihsel açıklamayı belirlemesi ise önemli bir yöntem sorununu beraberinde getirdi.

8. Yeni halklar, devletler ve hanedanlar

Roma dünyasının parçalanmasıyla tarihçiler Germen halklarını, yeni krallıkları ve hanedanları Hristiyan tarih şemasına yerleştirmeye çalışır. Yerel geçmişler, soy anlatıları ve kilise tarihleri iç içe geçer. Böylece Hristiyan evrenselliği ile yeni siyasal kimlikler arasında bir bağ kurulur.

9. Hristiyan ortak toplum ideali

Orta Çağ tarihçileri kilise, imparatorluk ve krallıklar arasındaki ilişkiyi Hristiyan toplum ideali içinde yorumlar. Tarih, hükümdarların ve toplulukların kutsal düzene ne ölçüde uyduğunu değerlendiren ahlaki bir ölçü sunar. Haçlı seferleri, reform hareketleri ve iktidar mücadeleleri bu çerçevede anlamlandırılır.

10. Hızlanan değişime uyum

Kentlerin, ticaretin, monarşilerin ve okuryazarlığın gelişmesi tarih anlatısının konularını genişletir. Kronikler artık yalnızca manastırların değil sarayların, kentlerin ve yeni toplumsal çevrelerin hafızasını da taşır. Tarihyazımı değişen Avrupa’yı eski Hristiyan şemalarla açıklamakta zorlanmaya başlar.

11. İki dönüm noktası: Rönesans ve Reform

Rönesans hümanistleri antik metinlere dönerek metinlerin dilini, kökenini ve güvenilirliğini filolojik yöntemlerle sorguladılar. Reform döneminde ise kilisenin geçmişi, Katoliklerle Protestanlar arasında sert bir meşruiyet mücadelesinin alanına dönüştü. Her iki taraf da ilk Hristiyanlığın gerçek mirasçısı olduğunu göstermek için tarihsel kaynaklardan yararlandı. Böylece kaynak eleştirisi gelişirken, tarih araştırması aynı zamanda önceden benimsenmiş dinî görüşleri doğrulamak için kullanılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

12. Geleneksel tarihyazımının değişmeye devam etmesi

Yeni yöntemler eski kronik, hanedan ve kutsal tarih biçimlerini bir anda ortadan kaldırmaz. Saray tarihçiliği, kilise tarihi ve ulusal geçmiş anlatıları yeni eleştirel araçlarla birlikte yaşamayı sürdürür. Bu bölüm, modernleşmenin keskin bir kopuştan çok uzun bir uyarlama süreci olduğunu gösterir.

13. On sekizinci yüzyılda yeni tarihyazımı arayışı

Aydınlanma düşünürleri tarihi akıl, toplum, kurumlar, uygarlık ve ilerleme kavramlarıyla açıklamaya yönelir. Voltaire gibi yazarlar savaş ve hükümdar merkezli anlatının dışına çıkarak kültür ve geleneklere bakar. İnsanlık tarihinin düzenli bir gelişme çizgisine sahip olup olmadığı temel tartışmaya dönüşür.

14. Üç ulusal cevap

Aydınlanma ve devrim çağının sorularına Avrupa’nın farklı ülkelerinde farklı karşılıklar verilir. İngiliz, Fransız ve Alman düşünce gelenekleri özgürlük, devlet, kültür ve tarihsel gelişmeyi ayrı biçimlerde yorumlar. Tarihyazımı giderek ulusal entelektüel geleneklerin taşıyıcısı olur.

15. İlerleme ve ulusun yorumcuları — I

On dokuzuncu yüzyıl tarihçileri ulusların kökenlerini, kurumların gelişimini ve özgürlük mücadelelerini büyük anlatılar içinde kurar. Romantizm, Aydınlanma’nın evrensel insan anlayışına karşı tarihsel özgünlüğü vurgular. Geçmiş, modern ulusların kimliğini ve siyasal taleplerini besleyen güçlü bir kaynağa dönüşür.

16. İlerleme ve ulusun yorumcuları — II

Ulusal tarihçilik arşiv çalışması, kaynak eleştirisi ve profesyonel üniversite eğitimiyle birleşir. Ranke’nin adıyla özdeşleşen belgeye dayalı tarihçilik, geçmişi kendi koşulları içinde anlama iddiasını güçlendirir. Ancak bilimsel tarafsızlık arayışıyla ulusal bağlılık arasındaki gerilim ortadan kalkmaz.

17. Modern tarihyazımına giriş: 1860–1914

Sanayileşme, emperyalizm, sınıf çatışmaları ve hızlanan toplumsal değişim tarihçilerin gündemini genişletir. Siyaset ve devlet merkezli tarih güçlü kalırken yeni toplumsal bilimler insan davranışını farklı yasalarla açıklamaya çalışır. Modern tarihçilik mesleki olarak güçlenir, fakat yöntem tartışmaları da keskinleşir.

18. Tarih ve birleşik bilim arayışı

Pozitivizmin etkisiyle tarih için doğa bilimlerine benzeyen genel yasalar aranır. Nedensellik, nesnellik ve bilimsel açıklama kavramları tarihçiliğin merkezine yerleşir. Buna karşı tarihsel olayların tekilliğini ve insan anlamlarını savunan yaklaşımlar, tarihin bütünüyle tek tip bilime indirgenemeyeceğini öne sürer.

19. Ekonomik dinamiklerin keşfi

Sanayileşme ve kapitalizmin yükselişi, ekonomik yapıları tarihsel değişimin temel güçlerinden biri hâline getirir. Marx’ın etkisiyle üretim biçimleri, sınıflar ve maddi ilişkiler geçmişin açıklanmasında merkezi yer edinir. Ekonomik tarih, siyasal olayların arkasındaki uzun süreli dönüşümleri araştırır.

20. Tarihçilerin kitlelerle karşılaşması

19.yüzyılda sanayileşme, demokratikleşme, işçi hareketleri ve kitlesel siyasetin yükselişi, tarihin öznesini hükümdarların ve seçkinlerin dışına taşımaya başladı. Halk, toplumsal sınıflar ve geniş kitlelerin tarihsel değişimdeki rolü tarihçilerin ilgisini çekti. Böylece siyasal ve askerî olaylara odaklanan geleneksel tarihçiliğin yanında toplumun geniş kesimlerini inceleyen yeni bir yaklaşım gelişti. Bu yönelim, 20. yüzyıldaki toplumsal tarih için de önemli bir zemin hazırladı.

21. Dünya tarihi sorunu

Ulusal tarihin sınırları, küresel ilişkileri ve uygarlıklar arasındaki etkileşimi açıklamakta yetersiz kalır. Tarihçiler insanlığın geçmişini tek bir anlatıda birleştirmenin imkânlarını ve tehlikelerini tartışır. Dünya tarihi evrensel bir bakış vaat ederken Avrupa deneyimini ölçü kabul etme riskini de taşır.

22. İki dünya savaşı arasında tarihyazımı

Birinci Dünya Savaşı ilerleme ve akıl hakkındaki iyimserliği sarsar. Tarihselcilik krize girerken savaş suçluluğu tartışmaları arşivleri ve tarihçileri siyasal mücadelenin içine çeker. Tarihçinin tarafsızlığı, ulusal bağlılığı ve kamu karşısındaki sorumluluğu yeniden sorgulanır.

23. Liberal demokrasilerde tarihçilik, 1918–1939

Amerika, İngiltere ve Fransa’daki tarihçiler savaş sonrası toplumların sorunlarına farklı geleneklerden cevap verir. Amerikan ilerlemeciliği reform ve çatışmayı, İngiliz tarihçiliği imparatorluk mirasını, Fransız tarihçiliği ise toplumun uzun süreli yapılarını tartışır. Annales çevresinin doğuşu tarihçinin zaman, mekân ve toplum anlayışını genişletir.

24. Büyük ideolojiler ve tarihyazımı

Faşizm, Nazizm ve Sovyet Marksizmi geçmişi geleceğe ilişkin siyasal projelerin hizmetine sokar. Tarih, rejimlerin köken, millet, sınıf ve kader anlatılarını meşrulaştıran güçlü bir araç olur. Bölüm, tarihçinin devlet baskısı ve ideolojik bağlılık altında nasıl sınandığını gösterir.

25. 1945 sonrasında Amerikan tarihyazımı

Amerika’nın küresel güç hâline gelmesi, Soğuk Savaş, yurttaşlık hakları ve toplumsal reformlar tarihçilerin sorularını değiştirir. Uzlaşma anlatıları zamanla ırk, sınıf, toplumsal cinsiyet ve iktidar eleştirileriyle karşılaşır. Tarihçilik hem akademik olarak çeşitlenir hem de kamusal çatışmaların merkezine yaklaşır.

26. Bilimsel tarzda tarih

Nicel yöntemler, bilgisayarlar, demografi ve ekonomik modeller tarihçiliğe yeni araçlar kazandırır. Ölçülebilir veriler uzun dönemli kalıpları görünür kılarken insan deneyiminin sayılara indirgenmesi eleştirilir. Psikotarih ve anlatı tartışmaları, bilimsel açıklamayla anlamlı hikâye kurma arasındaki dengeyi gündeme getirir.

27. İngiliz ve Fransız tarihyazımındaki dönüşümler

Savaş sonrası İngiltere’de imparatorluğun çözülmesi ve sosyal tarih, tarihçiliğin yönünü değiştirir. Fransa’da Annales geleneği ekonomi, coğrafya, zihniyetler ve uzun süre kavramlarıyla siyasal olay merkezli tarihi aşar. Her iki ülkede de toplumun aşağıdan tarihi ve kültürel yaklaşımlar güç kazanır.

28. Sovyetler Birliği ve Batı demokrasilerinde Marksist tarihyazımı

Sovyet tarihçiliği resmî ideolojinin katı sınırları içinde sınıf mücadelesi ve kaçınılmaz gelişme şemalarıyla çalışır. Batı’daki Marksist tarihçiler ise Marx’ın kavramlarını daha esnek biçimde kullanarak işçi sınıfı, halk hareketleri ve kültür üzerinde yoğunlaşır. Bölüm, aynı düşünsel kaynağın baskıcı bir dogmaya da yaratıcı bir araştırma geleneğine de dönüşebildiğini gösterir.

Bir defada bitirilecek değil, yıllarca dönülecek kitap

Breisach’ın asıl başarısı, tarihçiliğin düz bir ilerleme çizgisi izlemediğini göstermesidir. Her yeni yöntem önceki anlatıları tamamen ortadan kaldırmaz; onlarla tartışır, bazı unsurlarını dönüştürür ve yeni sorular üretir.

Kitabı okurken zaman zaman isimler, kavramlar ve eserler arasında yorulmak kaçınılmazdır. Fakat bu yoğunluğun içinde önemli bir ders vardır: Tarihsel bilgi hazır bulunmaz; seçilir, sorgulanır, düzenlenir ve anlatılır. Geçmiş değişmez, fakat geçmişe yöneltilen sorular, kullanılan yöntemler ve kurulan anlatılar değişir.

Bu yüzden Tarihyazımı, hızla okunup bitirilecek bir eser değil; okurun ihtiyaç duydukça yeniden başvurabileceği bir kaynak ve çalışma arkadaşıdır. Okura yalnızca tarihçileri tanıtmaz; tarih metinlerinin nasıl kurulduğunu, kaynakların nasıl sorgulanacağını ve farklı tarih yorumlarının nasıl değerlendirileceğini gösterir. Böylece okurun her tarih metnine kuşkuyla, dikkatle ve adalet duygusuyla yaklaşmasına yardımcı olur.

Kaynaklar ve yararlanılan eserler